Hakkımızda Rota Log Albüm İletişim Ana Sayfa
   
 
30 Temmuz 2009
Perşembe


13. Gün

Son etap olan ver elini İskenderun rotasına sabaha karşı yöneldik. Tabii her sabah ritueli kendi ritmini ve tonunu aksatmadan bize merhaba dedi. Rüzgar yok, tekne eğer ters akıntıdan geri gitmiyorsa olduğu yerde duruyor, yelkenler ve bumba pırpırı bırakın sert darbelerle sancak-iskele yapıyordu. Orhan endişe içinde bu hava olsa olsa öğleden sonra 10 knotlara çıkar diye tahmin yürütüyordu. Züğürt tesellisi misali 10 knotu mucizevi bir durum olarak algılayan bizler müstakbel damadı bekleyen aile üyeleri gibi hazırlık yapıyorduk. Öğleden sonra rutin bozulmadı ve rüzgar kıç omuzluktan bindirmeye başladı. Benim iddiam bu rüzgarın 15’lerin üzerinde bir kuvvete ulaşacağıydı. Tabii çok geçmeden ve ikindi çayımı içemeden rüzgar 15’leri çoktan geçmiş, 20’lerin ilk çeyreğinde sabit bir biçimde yerleşmişti.

Bunu fırsat bilen biz sırtlanlar rüzgarın ve dalgaların saflığından yararlanarak hemen balonumuzu bastık ve uçar adım İskenderun Körfezi’nin içine doğru yollanmaya başladık. İskenderun Körfezi’nin özellikle de seyahatinizin son durağı ise yanıltıcı coğrafi bir konumu var. Körfeze geldik diyorsunuz ama gerek iki tarafının arasındaki mesafe, gerek İskenderun’un körfezin en dibinde olması nedeniyle bir türlü ulaşamıyorsunuz.

20 knotların üstünde esen rüzgarla ortalama 9,5 knot sürat yakalayan Figaro’muz körfez sularını renklendirmeye devam ediyordu ki telsizden anons geldi. Bizi karşılayan Sevgili Serdar Kelahmet finiş için ayarladığı teknenin haberini iletiyordu. Bunun yanı sıra bize ne zaman varacağımızı sordu. Biz de var olan hızımıza bakarak ve balon seyrinde olduğumuzu ileterek kendisine … saat sonra orada olacağımızı ilettik. Mevkimizi sordu, onu da söylediğimizde kendisi bu rüzgarın böyle devam etmeyeceğini söyledi. Biz de pek anlam veremedik ve yoluma devam ettik. Tam kendisinin söylediği yerde rüzgar drise etmiş, Serdar Abi’nin belirttiği gibi arka kıç omuzluktan bir anda kafaya dönmüştü.

Tabii bu bizim için yelken değiştirme, trim yapma, hızın azalması anlamına geliyordu. Son 20 mil neredeyse yaptığımız 1.700 mile bedel oluyordu. Bir de buna ek olarak 300 saat durmadan yelken, denizde geçen 13 gün 14 saatten sonra fırışka bir rüzgarda 30 tramola ile finişe sabaha karşı saat 01.00 sularında girdiğimizi söylersek her halde neler hissettiğimizi yazmamıza gerek kalmaz.

Tüm bunlardan sonra Liman’ın ağzında kıyı emniyet botu ile giriş arasındaki finiş hattını 01 Ağustos saat 01.15’te geçtik. Serdar Abi müthiş bir sürpriz yaparak o saatte teknemizi yanaştırdıktan sonra bizlere birer şişe şampanya verdi ve hep beraber ufak bir kutlama yapma şansımız oldu. 13 gün 15 saatin ardından haklı olarak yüzümüzde eksik olmayan bir tebessüm ve ruhumuzda bir rahatlama vardı.

Bir seyrin, bir hedefin, bir hayali gerçekleştirmenin sonuna geldik İskenderun’da. Herkese ne kadar teşekkür etsek azdır. En başta:
Bize destek veren tüm eş, dost, aile ve iş ortaklarımıza;
Cahit Üren ve değerli TAYK Yönetim Kuruluna;
Sahil Güvenlik Komutanlığı’na;
İstanbul Boğazı’nda tekneleri ile yanımıza gelerek bize destek veren dostalarımıza;
Hopa startımızı veren Melih Dilikoğlu’na;
İskenderun finişimizi veren ve bizlere muhteşem bir ev sahipliği yapan Serdar Kelahmet’e,
Web desteğini veren Cevat Ezgin’e,
Son olarak da 05 Ağustos tarihinde bu seyahatin anısına harika bir gece düzenleyen Kerem Sanlıman, Murat Soydaş ve İlkay Tuncay’a candan teşekkürlerimizi sunarız.

Orhan-Kerim

29 Temmuz 2009
Çarşamba


12. Gün

Sessiz gecenin ardından sabahın ilk ışıkları ile Anamur Burnunun batıya bakan yüzünü gördük. Karayı görmek bazen çok iyidir, bazen de gerçekten ömür törpüsü olabilir. Zira gördüğünüz kara parçası 30 mil ötenizde olmasına rağmen oraya ulaşmanız 10 saat, hele bir de orayı geçmeniz bir o kadar daha sürerse! Antalya Körfezi ve Akdeniz genel olarak rüzgar trendlerini bilmediğimiz için her ikimizi de yolculuğun başından beri ürküttü. Buna bir de dostaların hava yok, hava kalıyor, üç gün yatıyor gibi açıklamaları eklenince bizdeki ruh halini tahmin etmeniz zor olmasa gerek. 1100 mil gel, denizin ortasında heykel gibi dur, sıcaklık 40 derecelerin üstüne çıksın ve sen nereye sığınacağını bileme! Denize girmek bir çözüm gibi gözükse de vücudumuzun her tarafının tuzlu kalması durumun çok da kolay bir çözümü olmadığını kısa sürede gösterdi.

Evet tahmin edeceğiniz gibi sabah hava yanık, bizler de 1-2 knot rüzgar ve 2-3 knot tekne sürati peşinde hint dilencileri gibi dolanmaya başladık. “Süratin azı yoktur, onu kovalamayan vardır” gibi orta halli uydurma bir atasözü ile kendimizi kandırarak ilköğretim 4-5 seviyesindeki -toplam gidilecek mesafe bölü sürat eşittir limana ulaşma zamanı gibi- alıştırmalarla kendimizi oyalıyorduk. Rüzgarsız anlarda, saatlerde teknede sözler azalıyor, konuşmalar daralıyor, olumlu düşünmeye çalışmak için tekne yürür, biz yürütürüz, kıyı rüzgarı alırız, meteoroloji yanılabilir gibi bir takım avunmalarla moralimizi yüksek tutmaya çalışıyoruz.

Antalya Körfezi’nin kıyıdan 40 mil açıklarında yanık havada teknede sallanarak iki gün geçirmek gerçekten bizi korkutmaya başlamıştı ki nereden çıktığı belli olmayan güney batı –batı karışımı bir rüzgar esmeye başladı. Hemen tüm dikkat trimlere, balona yöneldi; bunu kaçıramazdık! Birkaç saat bile olsa sonuna kadar bu rüzgarın suyunu çıkaracaktık. Derken daha da ilginç bir durum oluşmaya başladı: Rüzgârın hızı artıyordu. 10 knotlarda sıcak ve sakin esen güney rüzgarları önce 15-18 daha sonra da 18-22 aralığına oturdu. Bizim yüzler gülmeye, tekne neşe içinde dalgaların üzerinden kaymaya başladı. Hiç varamayacağımızı tahmin ettiğimiz Anamur’u bordalarken bulduk kendimizi.

Bu arada meteoroloji ve tüm eş dostun ‘hava yok’ tahminlerinin aksine Rüzgâr adeta “I rule” mesajını verircesine 30 knotlara dayandı. Arada bir 35’lere çıkmaya başladı ve biz de akıllı, yorgun ve hedefe odaklanmış olmanın verdiği bir psikoloji ile balonu hemen paket ettik. 32 sabitlere oturan rüzgâr tekneyi uçuruyor, bizler ise zevkten rüzgâra, tekneye ve doğaya tapar bir halde ufak yaşam mekânımızın içinde dört dönüyorduk. Anamur – İnce Burun arasındaki 65 millik bir mesafeyi şaşırtıcı bir süratle sekiz saatin altında tamamladık.

28 Temmuz 2009
Salı


11. Gün

20 knotlarda esen rüzgara karşı orsa seyri ile Finike'yi bordamızda bırakarak Antalya Körfezi'ne girdik. Rüzgar yön değiştirdi, hafifledi ve sancak kıç omuzluktan esmeye başladı. Ortalama 5.5 knot seyir sürati ile Anamur'un yolunu tuttuk. Bu etap 110 mil ve havanın kalmasından endişe ediyoruz. 1100 mil geldikten sonra palpa liman iki gün Antalya'nın açıklarında 40'lı derecelerde yaşamın düşüncesi bile nefesimizi kesiyor. Her neyse rüzgar bize bir azizlik etmeden meteoroloji tarafından tahmin edildiği gibi 5-10 knot arası bir kuvvetle akşam 21.00'e kadar devam etti. İşin önemli tarafı ise bizim için bundan sonrasıydı: Gece tamamen kalacak mı?

Sadece yelkenle yol katetmek zorundaysanız, düşünce yapınız çok değişiyor? Öncelikle seçim şansınız yok! Eser esmez, kuvvetli eser, hafif eser, size kalmamış; rüzgar ne derse o olur. Sizin yapabileceğiniz tek bir şey var: Her havada yol almak ve yol almak zorunda olduğunuzu bilerek her havanın kıymetini bilmek. Bu nedenle geceleri yatan havada dahi sineğin yağını çıkarmak, rüzgarın arkasından dolanıp (güreş milli sporumuz, terminoloji atalarımızdan) 25 mil çıkarmak seyahatin başından beri en önemli hedeflerimizden biri oldu. Bu gecede farklı olmadı; 1-4 knot kuvvetinde esen rüzgardan faydalanarak 10 saatlik bir sürede 30 mile yakın bir mesafe katettik. Seyahatin yaklaşık 14 gün ve gece süreceğini var sayarsak toplamda bunların ne kadar önemli bir mesafe yaptığını tahmin edebilirsiniz. Hal böyle olunca da bizim teknede gece nöbetleri de trim, yelken değiştirme, rüzgarı koklama seanslarına dönüşüyor.

Körfezin açıklarına gelince bir şey çok dikkatimizi çekti; gece boyunca hiçbir yük vb. gemiye rastlamamamız. İskenderun Limanı'nın işlek olduğunu ve gemilerin bu rota üzerinden seyretmesi gerektiğini düşünüyoruz ama dediğimiz gibi incinin top oynadığı bir gece seyri oldu. Yarımayın sancak kıç omuzluktan sokak lambalarının yağla çalıştığı dönemleri hatırlatan sarı ışığı altında, dilek tutmaktan yorulduğumuz yıldız banyosu altında bir gece daha geçirdik. Ummanın ortasındayız hissini veren tek bir tekne olmak, sessizlik ve denizin sesi bize unutamayacağımız bir gece daha yaşattı. 11 geceyi geride bıraktığımızda halen bu kadar doğaya hayran ve keyif alır olmak büyük bir ayrıcalık.
27 Temmuz 2009
Pazartesi


10. Gün

Rodos'u geldiğmiz rüzgarla bordamızda bırakıp seyre devam ettik. Ne de olsa Orhan'la benim bir dönem sıklıkla yelken yaptığımız coğrafyaya kavuşmak sohbetleri biraz daha anılara ve nostaljilere boğdu. Ama maalesef sohbetlerle rüzgar da boğuldu. O bizim canım 18'ler 20'ler yerini 6-9 knotlara bırakınca biz de ağır çekim ve replay durumundaki yerimizi aldık. Hadi hızı ve yolumuzu ve teknemizin süratli oluşunu geçtim, asıl sorun başka bir alanda baş gösterdi. Havanın sıcaklığı ve bizim dayanma gücümüz. Rüzgar olmayınca tüm sıcaklığı teknenin üzerinde hissetmeye başladık ve sudan çıkmış balıklar gibi ne yapacağımızı şaşırdık. Orhan kendini denize vurdu, banliyö treni gibi her yarım saatte suya girerek bu sorunu atlatmayı planldı. İçine girseniz 50 derece, dışarı çıksanız üzerinizde direk 40 derece sıcaklıklar arasında seç beğen al ve sonunu kendin belirle oyunu oynadık. Havasızlık biraz ruhumuzu kırıyor ama sıcakla birleşince direncimiz üzerinde de rol oynamaya başladı derken akşam üstü Yedi Burunlar'ın önünde bir anda 18-22 knot bir havayı yakalıyıverdik. Rüzgar kaçıyor biz kovalıyor, gelmiyor kandırıyor yine de her saat cebimize 2-3 mil koymayı başarıyoruz. Ama bu bahsettiğim kelli felli belli ki lokal bir ağırlığı olan hakiki rüzgar. Hemen ince balonu bastık, neşemizi katlayıp güneşi 8 knot süratle seyrederek batırdık.

Meis Adası grubunun batıda bulunan ufak adasınn önünde havanın da bindirmesi ile balonu indirip 3'nolu cenovayı bastık. Her iki adanın arasından kavança ile güneye rota tuttuk. Amacımız adaların güney burunlarını kurtardıktan sonra tam rota 90 derece Anamur'a pruvamızı çevirmek. Biz balonu tekrar basarız derken rüzgarın yön değiştirmesi ile teknemizim en sevdiği seyir durumuna geldik: Açık apaz ve bol rüzgar. 11 knot süratlerle yükseldikten sonra kavança attık ve rotamıza kurulduk derken en doğuda bulunan 3. ve son adanın arkasında bir anda her yer süt liman oldu. Ne olduğunu anlamadan 10 dakika içinde rüzgar dirise etti ve tam kafadan 22-28 knot esmeye başladı. Daha günün yorgunluğunu atamadan tekrar beraber yelkenlerin başına geçtik. Balastları doldurduk, teknenin biraz daha az yatarak daha iyi performans göstermesi için çalışmaya başladık. Meis'in arkasının bir özelliği de gemilerin sık kullandığı bir rota üzerinde bulunması. Akşam orsa seyir, rüzgar derken bir de gemi trafiği ile çapariz olmamak için ciddi bir uğraş verdik. Uzun kontralarda her zaman bir iki gemi ile rotamızın keşistiğini gördük. Rüzgar böyle devam ederken her zamanki gibi birden kesiliverdi ve teknemiz beşikten hallice varlığı içinde ihtişamlı seyirlerinin anısına daldık. Sıcak korkusu, kalan millerin kuruntusu ve gecenin yorgunluğu milli kahvaltımız olan corn flakes, bal  ve sütle biraz olsun teskin edildi. Tabii aramızdaki nükte artık bunu bir kahvaltı olmadığı ve sefer taslarında bize verilen Bobi ve Kontun sabah yemeği olduğu yönünde. Böyle hafif hafif sohbet ederken rüzgar kıç omuzluktan önce yana sonra da kafamıza döndü ve kuvvetlenmeye başladı. Hemen cenovamızı balonumuzun yerine basarak bu serin ve yeni rüzgarı karşıladık bizimle güzel bir gün geçirmesi için ikna yollarına gittik. Orsa seyirle Finike'nin yolunu tuttuk.
26 Temmuz 2009
Pazar


9. Gün

Sabah saat 10.00'da Çeşme'yi bordaladık ve 24-28'lerde esen kuzey - kuzey doğu rüzgarları ile Bodrum rotasını tuttuk. Furnoi kanalının ardından rüzgarlar değişmezse Turgut Reis'in önünden Kos'a doğru yöneleceğiz. Bir gün öncesinde ve gecesinde yelken değişimleri ve trimler ekibi gerçekten fiziksel olarak çok yıprattı. Sabit esen rüzgarlar özellikle dinlenme ve toparlanma açısından çok yararlı oluyor. Biz de durumu bu biçimde ele alıp, havanın oturmasını bekleyip o sırada tekneyi daha sert olabilecek havalara göre hazırladıktan sonra 1.15'lik sert hava balonumuzu bastık. 22-28 rüzgarlarda ortalama 10 knot sürate ulaştık.

Meşhur Furnoi Kanalı'na yaklaşmaya başladık. Daha önce güney yarışlarında çok daha korkunç halini görmüşlüğümüz vardı. Hatta yarış komitesinin Furnoi'nin durumuna göre rotayı değiştirip Bayrak Ada'sı tarafına aldığı olmuştu. Bizim karşımızdaki kanal uysal bir bekleyiş içindeydi. Daha sonra Orhan buranın rüzgar hızı ve yönü olarak inanılmaz zorlayıcı olacağını ve bu nedenle geçene kadar balonu indirmemiz gerekitğini söyledi. Balonu indirdikten sonra 20 saniye içinde hava 30 knotlardan 38 knot sabit rüzgara çıktı. Rüzgar her yönden esiyor, dalgalar her yönden geliyor, büyük bir rüzgar - dalga girdabının içinde yol almaya çalışıyorsunuz; işte Furnoi tanımı. Kanalı çıkıp rüzgarlar 22-27 knot arasında sabitlenince tekrar balonumuzu bastık ve gerçekten uçarcasına Bodrum'a doğru yol almaya başladık. Açı olarak Kalimnos'un arkası bizim seyrimize daha uygun olduğu için rotamızı o derecede tuttuk. Bu sırada sevgili dostumuz Cem Uygun ve Engin Üsteld e bizleri Bodrum'dan selamlamak istediklerini haber verdiler. Hüseyin Burnu'na randevu verdik, ancak biz biraz geç kalıp onların da çoluk çocuk sert havadan dönmek zorunda kalmaları yüzünden maalesef buluşmayı gerçekleştiremedik ve yolumuza devam ettik.

105 mil mesafeyi 10 saatte kat ederek Kos'un kuzey doğu burnuna rotamızı çevirdik. Dışardaki sert rüzgarlar kanalda biraz daha keskinleşmiş durumda. Ana yelken, 3 no'lu cenova ile 10 knotların üzerinde seyir yapıyoruz. Kanalın aşağı indiğimiz rotadan daha beter olması, her taraftan uçması, 40 knotlara varan bindirmeler yapması bizleri şaşırttı. Zira Bodrum'un batısında rüzgar 20 -25 knotlara düşmüştü. Bizim tekne kanatlandı tekrar tekrar sıçraya sıçraya gidiyor, bu arada rüzgar artıyor ve biz de ne yapacağımıza karar vermeye çalışıyoruz. 35 knotların üzerinde önce cenovayı indirdik, bana mısın demedi. Teknenin bordası suda yol almaya devam ediyoruz. Ana yelkene de bir camadan vuralım dedik - ki demez olaydık- ve kararımızı uygulamaya koyulduk. O sert rüzgarlarda yarım saat süren bir karar ve çalışma ile işlemi tamamladık ki hava 0'ladı. Gerçekten akıllara durgunluk bir biçimde o nereden kopup geldiği belli olmayan uslanmaz arlanmaz, hava durumlarının cihazlarından kaçan serseri rüzgar bizi Palamut Bükü'nün önünde bırakıp gitmişti.  Zira gece saat 10.00'dan sabah 06.00'ya kadar sadece 20 mil yol alabilmiştik. Denemediğimiz ala cengiz oyunu kalmamış, yelken değiştirme, saklama, babalarını rüzgara göstermeme oyunları para etmemiş biz bir kere daha mehtaplı geceler seyr-ü sefer halet-i ruhiyesine ister istemez kendimizi bıraktık. Her neyse sabah 06.00'da başlayan yeni rüzgarlarla hemen balon basıp Rodos'un Türkiye kıyılarına bakan burnuna doğru yol almaya başladık. 15-18 knot rüzgarda istikrarlı bir 6,5 - 7 knot sürat bize akşam kaybettiklerimizi biraz olsun geri kazandırmaya başladı.

25 Temmuz 2009
Cumartesi


8. Gün

Sabaha karşı 3-4 yunus tekne etrafında turalamaya başladı. Bize ilgi göstermekten çok bölgesel bir koruma olduğunu düşünüyoruz. Tekne hiç ilerlemediği için bu yeni gelenler de neyin nesi kontrolü olduğunu tahmin ettiğimiz bu etrafımızda turalama hafif bir rüzgarla Gelibolu'yu tutmaya başladığımızda kesildi. Sabah rüzgar 8-10 knotlarla başlayıp kuvvetlenmeye başladı. Gelibolu'ya 2-3 mil kala sabit 20 knot rüzgar sancak kıç omuzluktan üflemeye dalga boyları büyümeye başladı. Boğaz trafik kontrol ve Sahil Güvenlik, İstanbul da olduğu gibi Tayk'ın titiz çalışması sonucu geçişimizden haber edilmişti. Balon seyri ile çok yoğun bir gemi trafiğinin içinde Çanakkale'ye girdik. Bulutlu bir hava, dalgalar, gemiler, 24-28'lere yükselen rüzgarlarla 9-10 knot süratle hızla Ege'ye doğru kaymaya başladık. Gemi trafiği nedeniyle Nara Burnu'nda balonu derdest ettik, bu arada Ege'de fırtınamsı rüzgarlar uyarısı Kumtepe sektöründen telsizimize anons olarak gelmeye başladı. Sabit 32 yer yer 35-37 knot süratle esen rüzgardan çok bizim çıkmak istediğmizden emin olup olmadığımızı sorar bir halleri vardı.

Boğazın çıkışına doğru rüzgar artmış, dalgalar ortalama 1 metreyi bulmuştu. Saat 14.00 sularında Marmara'yı da geride bırakarak yaz meltemi ile meşhur, güney yarışlarının balon seyrinin sörfler diyarı Ege'ye girmiş olduk. Rotamız Bozcaada sancak, Midilli iskele daha sonra Çeşme Kanalı, takiben Furnoi boğazı ve Yunan Adaları arasından Bodrum Hüseyin Burnu. Ege seyrimizi ise Kos'u sancakta Knidos'u iskelede bırakıp Rodos'a dümen tutarak tamamlayacaktık.

Boğaz çıkışında uyarılardan da biraz daha fazla rüzgarla karşılaştık. 35-38 knotları bulan rüzgarlar ve  gelen yüksek dalgalar bizi önlem almaya itti. 3 no'lu cenova ile seyre karar verdik ve yelkeni bastık. Ana yelken kavançanın da risklerinin arttığı bu sert rüzgarlara teknemizi ve kendimizi alıştırmaya başlamıştık ki ana yelkende yaklaşık 20 cm boyunda yukarıdan aşağıya ikinci gurcata seviyesinde bir yırtılma tespit ettik. Ana yelkeni yırtığın olduğu yere kadar indirmek gerçekten çok büyük enerji ve zamanımız aldı. Önlem olarak aldığımız yelken tamir setimizde bulunan kendinden yapışkanlı parçaları arkalı önlü yapıştırarak ana yelkenimizi tekrar bastık. Rüzgarlar 35 knot ve üstünü vurmaya başladığında camadan vurma kararı aldık ancak bu da tahmin edebileceğiniz gibi 15-20 dakikalık bir mücadele sahne oldu. Hava sertleşince en ufak bir kararın uygulanması süre ve enerji olarak maksimum götürü anlamına geliyor.

Yeni yelken düzenimizle Midilli'nin kuzey batı ucunu rota tuttuk. Kavançalarla burna yaklaşmaya başladığımızda hava da düşmeye başladı. Tekrar ana yelkeni tam ve önüne de 3 no'lu cenovayı bastık ve Midilli'nin arkasında açık apaz seyri yapmaya başladık. Gerçekten tekneye bir kere de daha aşık olduk. Zira 32-38 knot rüzgarlarda açık apazda 12-15 knot süratle seyretmenin keyfini kelimelerle anlatmak olanaksız. Bu açıyı ve yelken donanımını o kadar seviyor ki Figaro, sağladığı stabilite ve güven de sizi rahatlatıyor.

Midilli'nin güney batı ucuna geldiğimizde iki yol arasında seçim yapmamız gerekiyor du: Ya Çeşme Kanalı'na gireceğiz -ki güneş batımından sonra havanın kalmasıyla bilinir; ya da Sakız'ın arkasından ineceğiz - ki o da yolu uzatır. Sonunda güney yarışlarından da alışkanlık olsa gerek Kanalı tercih ettik. Bir müddet daha sert rüzgarlarla hızlı seyir yaptıktan sonra hava bilindiği üzere kaldı ve böylelikle bizim tabirimizle çukur sayısı - rüzgarsızlık nedeniyle içinden çıkılamayan coğrafi bir alan, koy, kanal, yol vb.- dörde çıkmış oldu: Çarşamba - Samsun - Gelibolu'dan sonra Çeşme Kanalı. Geceyi adeta çamaşır makinesi içinde geçirmenin yanı sıra 20 dakika 0 rüzgar, 15 dakika 30 knot rüzgarlara uyum sağlamak ve hepsinden maksimum oranda yararlanmak durumunda kaldık. Sabahın erken saatlerinde hafif bir rüzgarla kanala girmeye başladık ve rüzgar düzenli olarak artmaya başladı. Bir çukuru daha geride bırakmanın sevincine bir de arkadan esen 20 knotlardaki rüzgar eklenince keyfimiz iyice yerine geldi. Bir önceki gün yaklaşık 165 mil katetmiş olduk.

24 Temmuz 2009
Cuma


7. Gün

Boğazdan geçerken dostumuz Alpaslan Marmara'da havanın yanacağını ve hiç rüzgar olmayacağını söylemişti. Biraz inanmayarak ve biraz da bilinç altımız bunu istemediğinden hep rahat gideriz hayalleri kuruyorduk ki, Tekirdağ'ın açıklarında gerçekten çakıldık. Rüzgarı koklayan adam Orhan'ın insan üstü çabaları, rüzgarsız bir havada yelken değiştirme rekorları sayesinde Marmara Adası'nı bordaladık. Ancak göstergelerde zahiri rüzgarı da 0.00 görünce mücadeleye bir ara vermek zorunda kaldık. Orhan yaz mevsiminin açılışını yaparak yüzme seansların başladı.

Burada mutlaka tekneden söz etmem lazım. Cidden tasarımı ve özellikleri ile bizi her geçen gün daha da şaşırtıyor. Bir knot zahiri rüzgarda 1.7 knot sürat yapmayı başarıyor. Yapılan en ufak ayara hemen cevap vermesinin yanı sıra çok düşük ve hatta hiç yol yokken dahi tramola atmanıza izin veriyor. Bu sayede kıyıdır, boğazdır derken akıntı ile tüm gün toplam 30 mil yapma başarını gösterdik. Bir kere daha her milin hakkını verdik diyebiliriz. Balon bastık, indirdik, cenova bastık, büyükle küçüğü değiştirdik, rüzgar altına oturduk, teknenin içindeki ağırlıkları bir taraftan diğerine taşıdık ki işin hakkını tam olarak verelim.

Sabaha karşı Şarköy açıklarına geldik. Çok yavaş yol aldığımız için nöbetler ve uykular özellikle yorucu Ege Denizi seyirleri öncesi çok yararlı oldu diyebilirim. Tabii bu yavaşlığı anlatmak için Kerim kırdığı  dört saat seyir yol alma rekorunu hatırlatmak gerekiyor: Toplam 5 mil.

Bu etabın önemli olaylarından biri de vakit bol olduğu ve tekne sallanmadığı için Orhan'ın pilav denemesi oldu. Kendisi gençliğinden beri pilav yapmayı sever ve misafirlerine özene bezene hazırladığı pirinçten yapılan ama gerçekte bildiğimiz pilavla pek de alakası olmayan - sırrı sadece kendisindedir- yemeği bir iyilik yaparak panzehiri olan yoğurtla sunar. Teknede hazır pilav ile hummalı bir hazırlığa giren Orhan pilavını bitirdikten sonra bir de yağ olmadığı için zeytinyağ ile karıştırarak kendisinin de bugüne kadar vakıf olmadığı yeni bir pilav formülüne kavuşmuş oldu. Maalesef bütün bu gayrete rağmen bu iyi niyetli pirinçten yapılan ama ne olduğunu anlamakta zorlandığımız yemeği özellikle de panzehiri olan yoğurt olmadığı için maalesef fazla yiyemedik. Son büyük yemek denememiz de böylece son bulmuş oldu.

Bu arada Şarköy'den de bahsetmek lazım. Tekne saatte bir mil süratle ilerlediği için Şarköy'ün tüm gece hayatına vakıf olduğumuzu ancak bir olayı pek de kavrayamadığımızı aktarmak isteriz. Otopilotta tekne giderken karar görüyorsak genelde seyrediyoruz. Şarköy'de de bir istisna olmadı. Sakin ve anlamsız bir biçimde bakarken birden bir patlama oldu. Derken yerden bilemediniz 50 metre yükseklikte havai fişekler patlamaya başladı. Tabii bu durumu biz çok yadırgadık, zira İstanbul'da yaz düğünlerinde hali vaktinde oğlumuz ya da kızımızın düğününde havai fişekler neredeyse atmosferin dışına atılır ki tüm İstanbul bu mutlu izdivaçın farkındalığına varsın. Doğal olarak beyin öğretisi havai fişek gösterisinin genelde gökyüzünde olduğunu beynimize kodlamış. Gelgör ki insanların kafalarını biraz kaldırıp havai fişekler arasında eğlendiğini görmek çok hoş ve komikti.

23 Temmuz 2009
Perşembe


6. Gün

Bir önceki gün tamamladığımız etapta  174 mil katetmişiz. Sabit 6  ve zaman zaman 7 havayı bulan rüzgazları 110-130 derece sancak kıç omuzluktan alarak  süratli seyrin keyfini yaşadık. Akşama doğru rüzgar kalmaya başladı ama buna rağmen 6 knot ortalama sürati tutturarak İstanbul'a yaklaştık.

Altıncı gün Cuma sabahı saat 10.00'da İstanbul'a 30 mil kadar yol kalmıştı. Seyrimizin ilk büyük ve en uzun  etabını tamamlamak, bir denizi geride bırakmak ve tabii defalarca gezip, yelken yaptığımız Boğaz bizi heyecanlandırdı. Üstüne üstelik de girişte dostlar iki tekne ile bize eşlik edince her şey neşeli ve heyecanlı bir Boğaz geçişine dönüştü.

Öncelikle bizlere eşlik eden Alpaslan Tansuğ, Kemal & Nesrin Ayata, Sermet Tolon,  Murat & Ayda Soydaş, Kerem Sanlıman, İlkay Tuncay ve Cüneyt Güleray çok teşekkür ederiz. Genelin aksine İstanbul Boğazı'nda çok kararsız bir hava vardı. Bir de geliş-gidişlerin tek yöne dönüştürülmesinin ardından kuzey-güney geçiş başlangıcına rastlamamız balon seyrimizi çok güçleştirdi. Kavança atarak Kuleli'yi bordaladık, Orhan'ın eşi sevgili Aslı'ya el sallayamadan kararsız hava yüzünden tekrar kavança attık. En sonunda pes edip balonu indirip 3 no'lu cenovaya geçtik. Deniz trafik kontrolü sektörlerinin sürekli uyarılarıyla Boğaz'ı Kız Kulesi tarafındaki mendirekleri yalayarak terk ettik. Hemen balon seyrine geçip, 100-120 derece sancak kontra seyri ile rotamıza yöneldik.

Boğaz'da sohbet ederken hava gurusu Alpaslan bize Marmara Denizi'nde havanın Cuma akşamı yatacağını ve Pazar günü tekrar rüzgar olacağını söylemişti. İnsan içinde geçirmediği ve istemediği gerçeklere de inanmıyor. Sonuçta biz de bir yerlerde 5-10 knot bir rüzgaz artığı bulur, sokak köpeği misali biraz koklaya biraz yalaya yolumuza devam ederiz dedik. Ataköy'ün ardından Çekmeceler (Büyüğü var, küçüğü var, başka boyutu var mı bilemiyoruz!) rüzgarı bizim işimizi fazlasıyla gördü. Dar apaz balon seyri ile7 knot ortalama harika bir akşam üstü geçirdik. Gel gelelim ki gurumuzun belirttiği üzere akşam deniz çarşaf. Buna rağmen nöbetleşe bulduğumuz her minik esintide onu indir, bunu kaldır, balon bas, açıyı daralt, izafiyi arttır mücadelesi ile sinsi bir 25 mil havasız hava durumundan çalmayı başardık.

Sabah 10.00 itibarı ile altıncı günü de 125 mil yaparak tamamlamış olduk. Tabii böyle günlerin önemli yanlarından bahsetmeden geçmek olmaz. Dostlarla neşe ve enerji bulduk, havanın hafifliğinde de bol dinlenme ve önümüzdeki sert rüzgarlı Ege etabına hazırlık yapma fırsatı yakaladık.

Fotoğraf ve sohbet derken Boğaz'ı beraber geçtik ve Ataköy Marina'yı bordaladığımızda dostlardan ayrılıp yolumuza devam ettik.

22 Temmuz 2009
Çarşamba


5. Gün

Bir önceki güne ait seyir günlüğünü detaylı dolduramadık, zira yorgunluk artı devam eden orsa seyir işimizi biraz zorlaştırdı.

Rüzgarsız geçen 2  günün ardından gelen fırtınamsı rüzgarlar, yağmur, bulutların hareketleri, dört metreyi bulan ve arada bir kırılan dalgalarla Çarşamba'nın açıklarında buluştuk. Daha sonra tramola atarak sırasıyla Samsun, Bafra ve son olarak Sinop'a ulaştık. Her bir etabı 2-4 metre dalga ve sabit 33-38 knot rüzgara karşı orsa seyri 10-12 saatte tamamladık. Kelimenin tam anlamıyla her milin hakkını fazlasıyla verdik. 80 millik Samsun - Sinop 140 mil yaparak tamamladık. Seyrimizin ilk etabı olan Hopa-Sinop  rotasını 4 gün 8 saatte 300 mil direk rota mesafesi yerine 450 mil yaparak bitirdik.
5. gün rüzgarlar biraz daha azaldı, önce 22-26 knota ardından 12-18 knotlara düştü. Orsa seyri yaparak Sinop'u iskelemizde bırakarak yolumuza devam ettik. Hava azalınca 3 numaralı cenovayı tekrar bastık, böylelikle favori yatağımızı da yelken seyrine kaptırmış olduk. Yelkenin içerden çıkmasıyla 2 günlük mücadelenin ardından kalan ıslak, yaş vb. malzemeyi güverteye aldık, etrafı temizledik. Islanmazlardan kurtulunca teknenin ardından biraz da kişisel bakımla ilgilendik. İlk kez kuru bir şeyler giyip bir çorba içmenin derin keyfine vardık.

Tabi böyle havaların ardından eksik olmayan bir takım onarımlar da günün önemli faaliyetlerindendi. İskele cenova arabasının makarısını patlatmıştık, onu onardık. Sancak vardevela alt teli kopmuştu, onu sabitledik. Göstergelerimizin yarısnı kaybettik ve maalesef durum aynen devam ediyor. Elde olanlar bizim işimizi görüyor, onları da feda edersek daha klasik yöntemlere dönmek için hazırlık yapıyoruz. Genova mandarının üst tarafı direk makarası tarafından yenmişti, onu kısaltıp yeniden bağladık. Arada bir de dümenimize takılan tahta parçalarını ayıklıyoruz ki okuyanların dikkatine Karadeniz'de yüzen tahta eksik olmuyor, dikkat edile.
Akşam güzel bir bezelye yapıldı ama sanırım mideler ufaldığı için bitiremedik. Havanın da kalmasıyla son iki günün yorgunluğunu ve vücut yaralarını sarmaya ayrılmış harika bir gece başladı. Hafifleyen rüzgar bize daha fazla uyuma imkanı verdi ve gücümüzü bayağı toparladık. Bir ara Kempere Burnu'na yaklaşırken nöbet değişiminde 15-20 dakika sohbet ettik ve gökyüzünü seyrettik. Bu kadar yıldızı u ve harika bir Samanyolu'bir arada uzun süredir görmemiştik. Keyfini sürdük, günü ağırttık ve şimdi İstanbul'a doğru düz rota, arkadan rüzgar balon seyri ile yaklaşıyoruz.

Günün sonuna doğru hava kalmaya başladı.

21 Temmuz 2009
Salı


4. Gün

1,5 gün boyunca adam başı 1 etimek ve birkaç findık haricinde hiçbirşey yiyemedik. Teknede biz dahil herşey sırılsıklam.

Bir makarayı yerinden kopardık. Bir de direk dibi elektronik 6 göstergeden üçü devre dışı kaldı. Bir ara tümü gitti ancak geri geldi. Umarım sorun devam etmez.

Şu anda Sinop'u bordalıyoruz. 10 saatlik bir seyirden sonra özlediğimiz apaz ve pupa seyrine dönebileceğiz gibi gözüküyor.

20 Temmuz 2009
Pazartesi


3. Gün

Ertesi güne rüzgar ile başladık. Meteorolji bilgileri 3-5 hava veriyordu. Öyle de başladı. Ancak gece olduğunda hava iyice sertlerdi. Sabit 32  Knotlara oturdu. Zaman zaman 38-40  lari gördük.  Buda izafi rüzgar hızımızı iyice arttırdı . Her tramolada ağırlık yapan tüm eşyaları rüzgar üstüne taşıdık. Önce 1 nolu genoa yı bastık. Daha sonra ana yelkene camadan attık. Gece ve kaba dalgada gerçekten zor oluyor.

Gece boyunca hertarafımızda şimşekler çaktı.  İsabet eden olmadığına sevindik.

19 Temmuz 2009
Cumartesi


2. Gün

2.gün çok zayıf ve tam kafadan gelen rüzgar ile ilerlemeye çalıştık. Yaklaşık 6 saat boyunca olduğumuz yerde çakılı kaldık. Geçekten rüzgarsızlık zor. Sen misin söylenen.

18 Temmuz 2009
Cumartesi


1. Gün

Start - 18 Temmuz Cumartesi saat 10.00 itibarı ile start aldık. Öncelikle teşekkür etmek istediğimiz kişiler bulunmaktadır.

Bizleri mesaj ve telefonları ile yalnız bırakmayan tüm eş, dost ve akrabalarımıza;

Startı veren Melih Dilikoğlu ve nezdindeTAYK'a;

Bize iyi temmenilerini mail atarak ileten tüm yelkenseverlere;

Web sitemizi ve iletişimimizi sağlayan Cevat Ezgin'e;

Startta bize yardımcı olan Hopa'lılara teşekkür ederiz.

Şu anda balon seyri yaparak Sinop'a doğru yol alıyoruz. Rüzgar 3-4 kuvvetinde kuzey batıdan geliyor. Orhan navigasyon masasındaki teknik olayları çözerken ben de dümen tutuyorum.

 
 
Sponsorlar Rota
Finish ! Toplam 13 gün.
İletişim
Info - E-posta
Webmster - E-posta